|
Tweet |
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan, TBMM bünyesindeki Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda görüşülen yeni yükseköğretim kanun teklifi üzerine bir konuşma gerçekleştirdi.
Güneşhan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Bugünkü görüştüğümüz kanun teklifi aslında ülkemiz gençlerinin yaşadığı barınma, beslenme, eğitim ve gelecek kaygısına çözüm üretmekten maalesef uzaktadır. Gençlerin gerçek gündemi ile teklif gündemi arasında büyük bir kopukluk olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz.
Aslında Meclisteki en önemli komisyonların başında bizim Komisyonumuz geliyor çünkü 3 tane bakanlık var yani Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı. Yani bu kadar önemli bir Komisyonun iki yıldan beri toplanamaması gerçekten düşündürücü ve kabul edilebilir bir şey değildir. Onun için yani Komisyonun çok daha sık toplanması gerektiğine ben inanıyorum ama toplanabileceğimize inanıyor musun? Yani çok da inandığımı söyleyemem ve aynı şekilde süreceğini ben düşünüyorum.
Bu kanun teklifinde YÖK Denetleme Kurulu üyelerinin özlük haklarına ilişkin düzenlemeler getiriliyor. Öğretim üyelerinin yaş haddinden emekli olduktan sonra görev yapmaları hâlinde kadro döneminde sahip oldukları bazı mali özlük haklarını korumalarına imkân tanınıyor. Ayrıca, ek ders, ek ödeme ve akademik teşvik ödeneğine ilişkin hükümler içeriyor, bunlara da bir itirazımız yok ama aynı teklifte yani bu kanun teklifinde üniversite öğrencilerimizin barınma sorunu var, beslenme sorunu var, genç akademisyenlerimizin ağır ders yüklerine sahip olduklarını biliyoruz, düşük ücretlere sahip olduklarını biliyoruz, güvencesiz çalışma koşullarına ve akademide yaşandığı ifade edilen mobbingler uygulandığını hepimiz biliyoruz ama bu sorunların çözümüne ilişkin tek bir satır dahi bu kanun teklifinde yok.
Şimdi, bu kanun teklifinde yine para karşılığında tez veya akademik çalışma hazırlayan ya da hazırlatan kişilere yönelik yaptırımlar öngörülmektedir. Akademik dürüstlüğün korunması elbette hepimizin ortak sorumluluğudur, doğrudur yani bu önemli bir konudur, bu konuda hepimize görevler düşmektedir ancak kamuoyuna yıllardır yansıyan diploma, tez ve akademik usulsüzlük iddiaları konusunda neden etkili soruşturmalar yürütülmemiştir, ben bunu buradan sormak istiyorum. Akademik etik herkes için geçerliyse kamu vicdanını tatmin edecek adımlar neden bugüne kadar atılamamıştır, bunu da ben sormak istiyorum.
Eğer bir ülke gencine sahip çıkamıyorsa, çocuğunu sabah okula aç gönderiyorsa, okuluna sabun koyamıyorsa, okullarında yeterli güvenlik görevlisinin istihdam edemiyorsa, çocuklarını sporla buluşturamıyorsa o devletin eğitim politikalarının yanlış olduğunu ve başarılı olmadığını söyleyebiliriz. Maalesef ihtişamlı kamu binaları yapılırken değerli arkadaşlar bir öğrenci maddi imkânsızlık nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalıyorsa, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 31'lere dayanmışsa, son iki yılda yüz binlerce vatandaşımız, özellikle de gençlerimiz geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmışsa burada sorgulanması gereken şey gençler değil, uygulanan eğitim ve sosyal politikaların ta kendisidir, bu politikaların ne kadar yanlış olduğunun ortaya konmasıdır.
2026 yılı bütçe görüşmelerinde ücretsiz bir öğün okul yemeği önerimizi reddettiniz. Bugün milyonlarca çocuğun yaşadığı yoksulluğun sorumlusu da yine aynı şekilde o gün "ret" diyen insanlardır, milletvekilleridir. Bir çocuğun sağlıklı beslenmesi bir lütuf değil, sosyal devletin yerine getirmesi gereken temel bir yükümlülüktür değerli arkadaşlar. Unutmayalım ki okullarda hijyen malzemesine ve sağlıklı beslenmeye erişim zorlandıkça salgın hastalıklar artıyor, öğrencilerin derse odaklanması güçleşiyor. Yeterli ve dengeli beslenemeyen çocuklar öğrenme süreçlerinde ciddi dezavantajlar yaşıyor değerli arkadaşlar. Bunun sonucunda matematiksel becerilerde ve okuduğunu anlamada yaşanan gerileme daha da derinleşiyor.
0-17 yaş grubundaki her 100 çocuğun 45'i yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında. 15 ila 24 yaş grubundaki milyonlarca gencin önemli bir kısmı bilgisayara erişemiyor, yeni giysi alamıyor, kültürel etkinliklere katılamıyor. İnsanını ihmal eden her kalkınma modelinin başarı hikâyesi yazması da böylelikle mümkün olamıyor.
Uyuşturucu hepimizin bildiği gibi okul önlerine kadar inmiş durumda. Dijital platformlar üzerinden madde satışı yaygınlaşırken, sanal bahis gençlerimizin hayatını tehdit eder hâle gelmişken ilgili kurumların ortaya koyduğu mücadelenin yeterli olmadığını da açık, net bir şekilde görmekteyiz.
Bugün ülkemizin birçok ilinde ücretli öğretmenler haklarını arıyorlar haklı olarak. Özel okul öğretmenleri insanca yaşayabilmek için taban ücret hakkını talep ediyor. Yabancı liselerde görev yapan Türk öğretmenler özlük hakları için mücadele ediyor. Mülakat mağduru öğretmenler adalet istiyor ama bunun karşılığı da alınamıyor. Defalarca bu sorunlarını gündeme getiriyorlar. Bugün özel okullarda öğretmenlik yapan öğretmenler açlık grevi yaptılar, on üç gün sürdü ama bunların hiçbirisi iktidar tarafından dikkate alınmadı. Bakın, Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin eğitim sisteminin temel sorununu çözmek yerine toplumda yeni tartışmalar yaratan açıklama ve uygulamalarıyla gündeme gelmektedir. Buradan ben çok samimi söylüyorum: Bugün eğitimimizin temel sorunu Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin'dir. Laik ve bilimsel eğitim anlayışını zedelediği yönündeki kaygıları gidermek yerine bu kaygıları artıran bir yönetim anlayışı sergilemektedir. Eğitim sistemimizin ihtiyacı ideolojik tartışmalar değil, fırsat eşitliği, bilimsel eğitim, liyakat ve nitelikli kamusal eğitimdir.
Önümüzdeki teklif yükseköğretim sistemindeki bazı idari ve mahallî düzenlemeleri içermektedir. Ancak bu ülkenin gençleri bugün bürokratik düzenlemelerden önce nitelikli eğitim, güvenli okullar, sağlıklı beslenme, barınma hakkı, adil bir gelecek ve umut beklemektedir. Bizim görevimiz de tam olarak bu sorunlara çözüm üretmektir. Ne yazık ki önümüzdeki kanun teklifi gençlerimizin ve eğitim sistemimizin gerçek ihtiyaçlarına cevap vermekten uzaktır.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Şimdi, tekrar ben bir tartışma konusu yaratmak istemiyorum. Sayın Nazım Maviş Vekilimizin Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili söylediklerini kabul etmek mümkün değildir. Bir kere herkes şunu çok iyi biliyor ki Cumhuriyet Halk Partisi köklerini Kuvayımilliye'den alan ve savaş meydanlarında kurulmuş bir partidir, otel lobilerinde değil veya Pensilvanya'da veya meşruiyetini Amerika'da arayan bir siyasi parti değildir ve Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkeyi çok partili siyasi hayata geçiren bir partidir. Yine aynı şekilde bu partinin Genel Başkanı İsmet İnönü 1950 yılındaki seçimlerden sonra "Kaybettiğim bu seçim benim en büyük zaferimdir." diyerek seçim sonuçlarını içine sindirmiş ve iktidarı Demokrat Partisine teslim etmiş olan bir siyasi partidir. Dolayısıyla birbirimizle ilgili, partilerle ilgili bazı şeyler söylerken dikkat edelim. Yani bunu da ben dediğim gibi uzatmak için değil, sadece bir cevap vermek için söyledim”
Haber Merkezi
ATATÜRK’ÜN YOLU ULUSAL EGEMENLİK
İNGİLİZCE BİLMEDİĞİNİZ İÇİN KAÇIRDIKLARINIZ NELERDİR?
Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Yaşıyoruz..
GELİBOLU’YU YAZMAK
Gelibolu’da Unutulmayan Kahramanlar: Seyyar Jandarma Taburu Anması
2025 BİTERKEN
Gelibolu’da Yelkenler Fora