beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...

‘6 Mayıs’ta Denizlere Selam, Halkın Direnişine Devam’

facebook-paylas
 Tarih: 06-05-2025 23:27:29

‘6 Mayıs’ta Denizlere Selam, Halkın Direnişine Devam’

Gelibolu Emek ve Dayanışma Platformu tarafından Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 53. yıl dönümü nedeniyle İskele Meydanındaki Atatürk Anıtı önünde basın açıklaması düzenledi.

Basın açıklamasına Gelibolu Emek ve Dayanışma Platformu üyeleri, STK Temsilcileri, CHP İlçe Teşkilatı ile vatandaşlar katıldı. ‘6 Mayıs’ta Denizlere Selam, Halkın Direnişine Devam’ başlığı ile okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; “Bugün 6 Mayıs. 53 yıl önce, bu ülkenin vicdanı darağacına çekildi.

Ancak o gün asılan sadece üç devrimci değildi; halkın iradesi, bağımsızlık umudu, barış ve özgürlük talepleri de boğulmak istendi. Ama başaramadılar. Çünkü Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın yaktığı meşale, bugün hâlâ yanıyor.

Denizler, bu ülkenin gençliğine cesaret, halkına umut, zalimlere korku oldu. Darağacında “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” diye haykıran o gür ses; bugün üniversitelerde, sokaklarda, maden ocaklarında, cezaevlerinde yankılanıyor.

Bu ülkenin gençleri, tıpkı Denizlerin kuşağı gibi, yeniden ayağa kalktı. Adaletsizliğe karşı, doğanın talanına karşı, yoksulluğa, yolsuzluğa, baskıya karşı haykırıyorlar. Ancak seslerini kısmak için gözaltılarla, tutuklamalarla, linç kampanyalarıyla karşılaşıyorlar.

Gelibolu’dan sesleniyoruz: Haksız yere tutuklanan tüm gençler derhal serbest bırakılsın!

Denizler sadece bir dönemin değil, halkların ortak özgürlük mücadelesinin de parçasıydı. Vietnam halkının emperyalizme karşı direnişinden, Küba’nın devrimci kararlılığından ilham aldılar.

“Yaşasın halkların kardeşliği” derken, bu topraklardan yükselen bir antiemperyalist çağrının da öncüsüydüler.

12 Mart darbesiyle ezilmek istenen gençlik ve işçi hareketi, onların mücadelesinde birleşmişti.

Bugün de üniversite öğrencilerinin öncülüğünde başlayan protestoların, işçi sınıfının mücadelesiyle birleşmesi iktidarı korkutuyor.

Tıpkı 12 Martçıların “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı” diyerek duyduğu korku gibi, Saray rejimi de büyüyen halk tepkisinin iktidarını sarsacağının farkında.

Bugün adalet yok, hukuk sadece güçlüden yana işliyor. Barış isteyenler, eşitlik talep edenler, kadınlar, emekçiler, gazeteciler ve siyasetçiler tutsak ediliyor. Kadınların ne giyeceğine, nasıl doğuracağına, nasıl yaşayacağına bile karışılıyor.

Kadınların yıllar süren mücadelelerle kazandığı tüm hakları, mevcut siyasi iktidar ve yürüttüğü siyaset eliyle ellerinden alınmak isteniyor.

Halkın oylarıyla seçilen belediye başkanları görevden alınıyor, yerine kayyımlar atanıyor.

Bu halkın iradesine yapılan her saldırıya karşı buradayız ve buradayız demeye devam edeceğiz. Siyasetçiler, yazarlar, akademisyenler, iş insanları, düşünce ve ifade özgürlüğü için tutsak edilen herkes özgürleşene dek bu mücadeleyi sürdüreceğiz! Bugün yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında adalet ve özgürlük arayan halklar baskı altında. Tıpkı Filistin halkı gibi…

Denizler yaşasaydı, emperyalizme karşı mücadele ettikleri o ilk günden beri işgal altındaki topraklarda direnen Filistinli çocukların, kadınların, emekçilerin yanında olurlardı. Çünkü onların mücadelesi yalnızca bu topraklar için değil, tüm ezilen halklar içindi. Emperyalizmin bugünkü yüzü; Gazze’de sivilleri katleden bombalar, Kaz Dağları’nı talan eden şirketler, fabrikalarda yasaklanan grevlerdir. IMF’siyle, NATO’suyla, çokuluslu tekelleriyle halklara yoksulluk ve yıkım dışında hiçbir şey vadetmeyen bu düzen, doğrudan halk düşmanıdır. Denizlerin emperyalizme karşı direnişi, bugün her grevde, her kadın yürüyüşünde, her üniversite forumunda yankılanıyor.

Bugün Gazze’de katliam var. Bir halk, açlıkla, bombalarla, yoklukla sınanıyor. Bu bir insanlık suçudur.

Filistin halkının yaşadığı zulüm, emperyalizmin ve işgalin en çıplak halidir.

Ancak ne acıdır ki; Türkiye’de iktidar, meydanlarda Filistin için timsah gözyaşları dökerken, arka kapılardan İsrail’le milyar dolarlık ticaret anlaşmaları yapıyor. Filistin halkına düşen ise yalnızlık, ambargo ve bombaların gölgesinde yaşamak oluyor. Petrol, savunma sanayi, lojistik ve tarım alanlarında sürdürülen bu kirli işbirlikleri, halktan gizleniyor. Bir yanda İsrail’le el sıkışanlar, diğer yanda Filistin halkının kanı üzerinden hamaset üretiyor. Bu iki yüzlü politikayı tanıyoruz ve kabul etmiyoruz!

Gelibolu’dan yükselen bu ses, aynı zamanda Filistin halkının direnişiyle de birleşiyor. Çünkü biliyoruz: özgürlük, ya herkes için olacak ya da hiç kimse için olmayacak. Denizlerin yaktığı meşale, Filistin’de direnen halkın yüreğinde de yanıyor. Ve biz buradan haykırıyoruz: Filistin halkı yalnız değildir!

Kahrolsun siyonizm, kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun işbirlikçi iktidarlar! Asıl suçlular bellidir: Ülkeyi parsel parsel satanlar, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi çok uluslu şirketlere peşkeş çekenlerdir!

Akıldan, bilimden, doğadan uzak, “akıl tutulması” projelerle halkı oyalayanlardır. Denizlerin mirası, sadece bağımsızlık değil, aynı zamanda bilime, eşitliğe, doğaya ve insanca yaşama verilen sözdür!

Biz Gelibolu’dan soruyoruz: Kaz Dağları’nda altın için ağaçları kesenler, Akbelen’de ormanı talan edenler, Munzur’u HES’lerle boğanlar, Aydın’da, İliç’te, Artvin’de, Erzincan’da siyanürle toprağı zehirleyenler nasıl hâlâ dışarıda?

İliç’teki maden faciasında hâlâ göçük altında kalan işçilerin hesabı ne zaman verilecek? Her gün bir iş cinayetine kurban verdiğimiz işçilerimizin hayatı ne zaman önemsenmeye başlanacak?

Yoksullukta çırpınan milyonların, kuru ekmekle hayatta kalmaya çalışan emeklilerin, çöpten beslenen çocukların vebali kimin omzunda? Yolsuzluk batağında lüks içinde yaşayan bir avuç imtiyazlının karşısında sefalet içindeki halkın öfkesi dinmeyecek! Bugün, barış isteyenler susturulmak isteniyor. Ama barış; bu ülkenin en acil, en onurlu ihtiyacıdır. Bu ülkenin gençleri savaşa değil, bilime ve üretime susamışken; tanklara, silahlara, polis ordularına değil, eğitime ve sağlığa bütçe ayrılmalıdır!

Gelibolu’dan tüm Türkiye’ye sesleniyoruz:

Denizler yaşıyor. Barış isteyen gençlerin sesinde, adalet arayan annelerin gözyaşında, doğayı savunan köylülerin çığlığında yaşıyor. Onlar ki, idam sehpasında bile boyun eğmediler, biz de eğmeyeceğiz! 6 Mayıs bir yas günü değil, direniş günüdür! Deniz’e, Yusuf’a, Hüseyin’e sözümüz var: Bu topraklar özgürleşene, bu halk kendi kaderini tayin edene, tüm tutsaklar serbest kalana, dağlar nefes alınabilir hale gelene, işçiler evine sağ salim dönene, kadınlar şiddetsiz ve eşit bir yaşamı özgürce kurana, bu ülkeye barış gelene dek bu mücadeleyi sürdüreceğiz!

3 gün önce kaybettiğimiz devrimci dostumuz Sırrı Süreyya Önder’in bir meclis konuşmasında söylediği gibi: “Mazlumun ahı devirir şahı.”

Ve yine onun dediği gibi: ‘Çok daha güzel, çok daha özgür ve çok daha iyi bir ülkeye uyanacağız.’”

Haber: Caner AKŞİT

Etiketler

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER YEREL HABER Haberleri
  HABER ARA
nöbetçi eczaneler
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
GAZETEMİZ
  ANKET Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
  NAMAZ VAKİTLERİ
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI